KARİYER DERGİSİ’NDEN BİR MAKALE

Takım olmak ne demektir?

Günümüzde bu konunun bir anda önem kazanmasını nasıl açıklayabiliriz? Her mülakatta karşımıza çıkan iyi bir takım oyuncu olup olmadığımızla ilgili soru nereden çıktı? Takım oyunu spordan iş hayatına nasıl geçti acaba? Ya da daha basit bir soru; her topluluk takım mıdır?

Takım olma kavramı hakkında…

Morris ve Summer (1995) “takım”ı sözcüğünü, ortak bir kimlik geliştirmiş ve aynı amaç ya da amaçlara ulaşmak için çalışan oyuncular grubu olarak tanımlıyor. Cartwright ve Zander (1968) “grup” için bir tanımlama yaparken şu sözleri kullanıyorlar: Birbirleriyle ilişkili ancak bir dereceye kadar birbirlerine bağımlılıkları olan insanlar topluluğu. Her grup takım değildir. Peki takımı takım yapan nedir o zaman? Bir şirkette satış grubu ama yönetim takımı vardır… İkisi arasındaki fark nedir? Neden birini grup diğerini takım olarak isimlendiriyoruz?

Bir futbol takımını düşünün ki herkes kaleci ya da herkes santrafor. Mümkün mü? O kalecilere futbol takımı değil, kaleciler grubu ya da topluluğu deriz. Bir takım ancak birbirinden farklı özelliklere, bilgi ve deneyimlere sahip kişilerden oluşabilir. Tabii ki bu kişilerin ortak bir amaç, ortak bir anlayış etrafında birleşmiş olması gerekiyor ve bu amaç için birbirlerine bağımlı olmaları bekleniyor. Eğer bu kadar insanı bir araya topluyor ve haydi bu hedefe doğru çalışın diyorsak tabii ki başarılarında ki en önemli etmen iyi ve etkili iletişim haline dönüşüyor.

İş hayatında takım olmak…

Önce sporda gördüğümüz takımlar zamanla iş hayatında oluşmaya ve tek başına harikalar yaratan çalışanların yerini almaya başlamıştır. Peki ama yöneticileri, iş sahiplerini bu düşünceye yönelten temel nedir? Sadece ‘trendy’ bir kavram olması mı? Aslında iş dünyasının takım kavramı ile tanışması çok daha eskilere dayanıyor. 1920’lerin sonunda artık bir klasik haline gelmiş Hawtorn Çalışmaları ile başlıyor takım fikrinin doğuşu. Hawtorn Çalışmaları, bir grup çalışanın farklı şartların deişiminden nasıl etkilendiğini detaylı bir şekilde inceleyen bir seri araştırma faaliyetidir. Araştırmacılar, uzun zaman alan bir süreç sonucunda, en etkili faktörün bir takım kimliği oluşturmak ve artan iletişim ve ilişkiler dolayısıyla hissedilen destek ve aidiyet duygusu olduğu konusunda fikir birliğine vardılar. Daha sonra araştırmacılardan biri olan Elton Mayo (1933), etkili bir takım çalışması için gereken faktörler üzerinde ciddi çalışmalar yapmıştır. İşte tüm bu araştırmalar şirketleri çalışanlarını gruplayarak etkili takımlar yaratma fikrine yöneltti.

Takım içi iletişim…

Eğer iletişimi kişiler arasında anlamaları ortak kılmak olarak tanımlarsak bir takım için ne kadar önemli olduğunu da vurgulamış oluruz. Düşünün bir işi çabuk bitirmekten bahsediyorsunuz ama çabuk kavramının anlamı her bir takım oyuncusu için farklı. Birisi için bu süre bir kaç saat, bir diğeri için bir kaç hafta ya da bir başkası için birkaç ay olabilir. Kavramların altlarını doldurmak önemli. Takım oyuncuları kabul ettikleri ya da reddettiklerinin hepsi için aynı anlama geldiğinden emin olmalı. İyi bir iletişim dediğimizde bile pek çok insan için “iyi” kelimesi farklı anlamlar ifade edecektir. O yüzden burada önerim mümkün olduğunca net ve belirgin olmaktır. Bir işi çabuk bitirmek yerine bir işi 15 gün içinde sonuçlandırmak herkes için aynı anlama gelecek ve ileride yaşanacak çatışmaları önleyecektir. Diğer taraftan iletişimin sağlıklı olabilmesi için ise empati kurmak mutlak bir zorunluluktur. Aksi takdirde takımdaki diğer oyuncuları anlayamayız. Belki en kolay çözülebilecek sorunları çözümsüz kılarız.

Empati olmadan asla!

Farklı disiplinlerden gelen çalışanların/yöneticilerin birlikte şirkette kullanılan bilgisayar programını değiştirmek için bir proje ekibi kurduğunu düşünün. Farklı bakış açılarına sahip, farklı terminolojilere aşina ve birbirlerinin işinden pek anlamayan ama kendi konularında uzman kişiler… İlk toplantılarını yapıyorlar, toplantı masasında kendilerine bir yol haritası çıkarmaya çalışıyorlar. Ama ne yazık ki mali işler departmanının vergi mevzuatı ve yurt dışı raporlamaları aynı anda elde edebilmek için istediği değişiklikler karşısında, bilgi işlem departmanında çalışanlar kendilerine ekstra iş çıkaraca bu talebe neden ihtiyaç duyulduğunu anlamıyorlar. Satış departmanı ise yeni sistemle birlikte satışları daha erken kapatmaları gerektiği söylendiği için yaptıkları işin zorluğunu kimsenin anlamadığını düşünüyorlar. Amerikalıların dediği gibi: “Bir adamın ayakkabılarıyla bir mil yürümeden onu eleştirmeyin.” O yüzden birbirlerini anlamaya çalışsalar, ki bunun için aynı zamanda dinleyebilmek gerekir, ortak bir nokta bulmaları mümkün olacaktır. Empati kurmanın püf noktası karşımızdaki kişinin düşüncelerini ama ondan daha önemlisi duygularını doğru olarak anlayıp bunu ifade edebilmesidir.

Peki ya siz iyi bir takım oyuncusu musunuz?

Günümüzde bir takım dahilinde meslektaşlarımızla etkileşimli çalışmamızı gerektirmeyecek pek fazla iş/meslek yok. Kurumsal hedeflere ulaşabilmek için işyerimizde diğerleriyle birlikte çalışmamız gerekiyor…yani takım olmamız bir zorunluluk. İşe alımlar esnasında aranan özelliklerden birisi de takım olarak çalışabilme yetisi. Neredeyse hepimiz işimizin tamamı ya da bir kısmında taım çalışması yapmak zorundayız? Çoğumuz bu konuda iyi olduğumuzu düşünürüz. Takım çalışmasının sonuçları yeterince iyi olmadığı zaman bu kesinlikle karşımızdakinden kaynaklanıyordur. Aslında biz onu yeterince dinlemiş, empati kurmuş, optimum çözümler bulmaya gayret etmiş ve maximum düzeyde paylaşımı sağlayacak etkili ve etkin bir iletişim kurmuşsunuzdur… Gerçekte öyle mi? Şimdi kendinize şu soruyu sormanızı istiyorum ve sonra da dürüstçe cevaplamanızı: Gerçekten siz iyi bir takım oyuncusu musunuz?

Kariyer Dergisi – Ağustos 2008

TAKIM RUHU VE MOTİVASYONUN ÖNEMİ

takım-çalışması-motivasyon-liderlik-vizyon-başarı

Dünyanın en zor işlerinden biri, birkaç kişinin bir araya gelip bir işi yapabilmeleridir. Oysa spiritüel yasalara göre ilke olarak bir grup oluşturmak ve EKİP, TAKIM ruhuyla organizasyonlardaki düzene benzer şekilde çalışmak, bireyselliğini o takım içinde, takımın hedefi doğrultusunda eritebilmek, ben yerine biz diyebilmek, bir bütün içinde birlikte hareket etmek, yaratıcı bir enerjinin açığa çıkmasına neden olur. Uyum içinde olan organizasyonları örnek almak çok zor olsa da “birlikten kuvvet doğar” atasözünü unutmamamız gerekir.

Yepyeni bir yüzyıl ve yepyeni bir anlayış büyük bir hızla yayılıyor. Uluslararası düzeyde çalışan büyük şirketlerde Yeni Çağ (New Age) ruhuna uygun yapılanmalar artıyor. Karizmatik ve ben merkezci lider ve müdürler bu yeniliklerden kaçarcasına uzaklaşıyorlar yerlerini, sorumluluklarını diğer çalışanlarla paylaşan, onların da ait oldukları Bütün’e ait kararlarını dinleyen ve doğru olanlarını hemen uygulamaya koyan liderler alıyor.

Devamlı iş soran, hatalarınızı size sık sık hatırlatan, beceriksizliğinizi vurgulayan ve hep kendini ön plâna alan biriyle işbirliği yapmak çok zordur. Ama zaman zaman çoğumuz hiç fark etmeden birbirimize çok katı bir tutum içinde yaklaşır; sürekli eleştiren, anlayışsız ve çok bilmiş bir tavır içinde karşımızdakini bunaltabiliriz. Üstelik kendimizin son derece anlayışlı ve haklı olduğunu ısrarla savunabilir, karşı tarafı çok rahat suçlayabiliriz.

Bir grupla çalışma yapacak kişiler, aradıkları nitelikte grup arkadaşı bulamadıklarını iddia ederler. Onlara göre birlikte çalıştıkları herkesin bir kusuru vardır. Ya “yeteri kadar çalışmazlar”,ya “işe ilgileri az”, ya “bilgileri eksik”, ya “işlerinin adamı değil” ya da“güvenilmez”dirler. Bu tipler bütün hayatlarını “mükemmel insan”ı arayarak ve her şeyden şikâyet ederek yaşarlar. Oysa bütün samimiyetinizle belli bir hedefe kilitlenerek işini yapmak, kendinize ve başkalarına yardım etmek istiyorsanız, üstlendiğiniz işi merkeze koyar, sizinle birlikte o hedef için çalışmayı kabul eden herkesi “en iyi” kabul edersiniz. Yani mükemmellik sizin hedefe yakınlığınız ve uzaklığınıza bağlı olarak görecelidir.

Günümüzde mükemmel insan arayışının yerini mükemmel sistemler almaktadır. Kişilerle uğraşmak yerine merkez kabul edilebilecek bir sistemi çalışır kılmak ve onu sürekli geliştirme çabası içinde olmak, o grupta çalışan kişileri tek bir hedef etrafında toplar. Bir ekip oluşturulduğunda eğer bir lider yoksa o grubun ömrünün çok kısa olacağı sanılabilir. Oysa mutlaka birleştirici özelliklere sahip birinin çıkıp insanları bir araya getirmesinin zamanı çoktan geçmiş olabilir. Kendi ayaklarının üzerinde durabilen, sorumluluklarının bilincinde, öz güveni gelişmiş, kendine ve başkalarına saygılı bireylerden oluşan bir grup, bir küme bir lider sayesinde zar zor bir araya getirilen, hedefini ve merkezini tam saptayamamış bir grup ya da kümeden çok daha verimli olacaktır.

Samimî bir kenetlenme ve ortak anlayış içinde sorumluluklarını üstlenip, kendilerine düşen vazifeyi en iyi şekliyle yerine getirmeye çalışan bireyler ve onlardan meydana gelen bir grupta, hiç kimsenin alt edemeyeceği bir güç alanı, bir enerji bütünlüğü ve birbirine sahip çıkma duygusu vardır. Adeta “Birimiz Hepimiz, Hepimiz Birimiz İçin” sloganının canlı uygulayıcılarıdırlar.

EKİBİN HEDEFE KİLİTLENMESİ

Belli bir hedef çevresinde, o hedefin gerçekleşmesi için kilitlenmeyi bilen gruplarda “takım ruhu” çok canlıdır. Bu tip ortamlarda hiç kimse vazgeçilmez değildir. Motivasyon takım çalışması yoluyla kazanılır. “Vazgeçilmezlik” ve “mükemmeliyetçilik” kavramlarının yerini “doğallık”, “güvenilirlik”, “anlayış” ve “herkesi olduğu gibi kabul etmek” kavramları almıştır. Herkesi ait olduğu bölümde, en iyi şekilde çalışır hâle getirmek, verimliliği artırmak, birbirine içtenlik ve samimiyetle yaklaşmak, tüm olası sorunların en iyi ilâcı olduğu gibi, New Age adı verilen Yeni Çağ hareketinin de en iyi uygulama örneklerinden birini oluşturur. Takım ruhu, etkili takım çalışmasıyla, takım olgusu ve takım rolleri iyi belirlendiğinde ve hedefe kilitlenerek elde edilir. Grup üyeleri kendilerini bir araya getiren merkezî nedeni ve hedefi ön plâna çıkartıp; egolarını, gereksiz şikâyet ve dedikodularını biraz geri çekebilseler ne üstünlük kavgaları kalır, ne de anlaşmazlığı yaratan bir neden bulabilirler.

Kendilerini bir araya getiren işin önemini kavrayan takım ve gruplar, derin bir anlayış ve üstün bir görev anlayışı ile içlerinde büyük bir sükûnetle onları bir araya getirecek bir lidere dahi ihtiyaç duymadan uyum içinde çalışabilirler. Tabi ki bu uyum ütopik bir uyum değil, herkesin kendisine düşen görevi büyük küçük demeden, ast-üst gözetmeden hakkıyla yapmak gayreti içinde olduğu bir uyumdur.

İşte böylesine samimî ve içten insanlardan oluşan bir takımda, takım (ekip) ruhu kolay oluşur, verilen işe dair motivasyon yüksek olur ve büyük bir uyum içinde son derece başarılı çalışmalar yapılır. Grubu oluşturan her bir üyenin kendi enerjisini tek bir hedefe konsantre ederek birleştirmesi, son derece yüksek potansiyele sahip kinetik bir enerjinin harekete geçmesine, o hedef etrafında birleşilmesine neden olur. Ve böyle bir birlikten doğan kuvvet de bugün dünyada mucize olarak kabul ettiğimiz pek çok şeyin gerçekleşmesine neden olabilir.

Önümüzde birçok kavşaklar ve buna bağlı olarak çok çeşitli yollar vardır. Yeni başlangıçlarda herkes sık sık yol ayrımı yaşar. Kavşaklar çok olduğu için bunlara ait işaret levhalarının olmamasından yakınırız. Ama bilmeliyiz ki asıl işaret levhaları kendi iç varlıklarımızda ve vicdan sesimizdedir. Ne yöne gideceğimize karar vermenin zamanı çoktan geldi de geçiyor. Hâlâ sadece kendi bireysel düşünceleriyle yapayalnız kalmayı çağın gereklerine ve icaplarına rağmen tercih eden nice insan vardır. Onlara umut aşılayarak yeni şeyler dinlemelerini sağlamak ve bilgi alma konusunda cesaret vermek ise hedefine kilitlenmeyi bilen, bireysellik kavgalarını, ben-sen iddialarını bırakmış; üstün tesirlere sessizce uyumlanabilen, isimsiz birer er olabilmeyi onur kabul eden takım ve ekiplerin işidir.