Gün boyunca konsantre olmanızı sağlamanın 8 yolu

Hepimizin odak sorunu yaşadığı günler olmuştur. Bazılarımız için ise bu günler pek de az sayılmaz.

Dikkat dağılımı, motivasyon eksikliği veya başka bir sebepten bile olsa sonucunda verimsiz bir çalışma ve başarısızlık geldiği maalesef kaçınılmaz bir gerçeklik.

Bundan kurtulmak için çok ekstrem şeyler denemenize gerek yok, Wall Street’in uyanık tiplerinin konsantre olmak için kullandıkları taktiklere de gerek yok. Daha iyisini deneyelim.
konst

Çoklu iş olayını kısıtlamalısınız

Birden fazla işi bir arada yürütmek insanüstü bir çaba gerektirirken sonuçları pek de istenildiği gibi olmamaktadır. Stanford  Üniversitesi tarafından yapılan araştırma sonuçları birden fazla işi yürütmeye çalışanların diğerlerine oranla daha çabuk dikkatlerinin dağıldığını göstermektedir.

Meditasyon

Egzersizin mükemmel olduğu görüşü yaygındır. Buna bir de meditasyonu eklediğinizi düşünsenize! Meditasyonun sizlerin konsantrasyonu için etkili bir yol olduğunu düşünüyorum. North Carolina Üniversitesi tarafından yapılan araştırma da beni destekler nitelikte görünüyor. Günde ortalama 20 dakika meditasyon yapan bir insan zihinsel olarak çok daha iyi bir noktaya gelir.

Düzenli egzersiz

Düzenli egzersiz sadece vücut için değil aynı zamanda beyin sağlığı içinde çok faydalıdır. Özellikle hafızanın kapasitesi, konsantrasyon için çok faydalıdır.

Aralar verin

Youtube’da kedi videoları izlemiş olmalısınız. Evet, bu tarz şeyler verimliliğinizin artmasına katkıda bulunur.  İster bir kedi videosu olsun ister kısa bir yürüyüş veya bir kaç dakikalık göz kapama, dinlenme safhası, sizin toparlanmanıza ve daha kolay odaklanmanıza yarar.  1 saatlik bir çalışma için teste tabi tutulan 2 gruptan biri 1 saat içerisinde 2 kez ara alıyor, diğer grup ise ara vermeden çalışmayı bitirmeyi tercih ediyor. Sonuç olarak ara veren grup diğerine göre daha başarılı bir sonuç ortaya koymakta.

İşi  işte bırakın

Kendinizi iş ve sonrası diye ikiye bölmelisiniz. İş saatleri içerisinde çözemediğiniz bir sorununuz olmasına rağmen bunu gece boyunca takıntı haline getirip gecenizi berbat etmeniz sizin o sorunu çözeceğiniz anlamına gelmemektedir. Ayrıca bunu yaparak diğer güne de yorulmuş olarak başlayacağınızı unutmayınız. İşten çıktığınızda işi yerinde bırakmalı ve bunu bir ara olarak değerlendirmelisiniz.

Sessiz bir yer bulun

Uzmanlar korna sesi, çocuk çığlığı vb. gürültülerin insanları strese soktuğunu dile getirmektedir. Aşırı kortizol odaklanmamızı ve fonksiyonlarımızı düzgün bir şekilde kullanmamıza engel olur. Gürültünün seviyesi arttıkça vücudumuzun buna cevabı da o şekilde olumsuz olmaktadır.

Güzel bir uyku çekin

Odak sorunun temel sebeplerinden biri de uyku eksikliğidir. Verimli 7-8 saat uyku çeken birinin çekmeyene oranla kat kat verimli olması kaçınılmazdır.

Çevrim dışı çalışın

Çoğu zaman olmasa da internetin gerekmediği alanlarda interneti kesmeniz konsantrasyonunuzu bozabilecek bir kaç şeyden kurtulmanızı sağlayacaktır. Uzmanlar bir işi yaparken o sürenin yarısının sosyal ağlarda gezinmekle, mailleri kontrol etmekle geçtiğini belirtiyor.interneti kapatmanız gel-git yaşamanızı ve her defasında  odak sorunu yaşamanızı engelleyecektir.

 

Kaynak: sosyalmedya.co

Çalışanlar nasıl motive edilir?

Çalışanlarını motive etmeyi başaran bir şirket, bütün alanlarda başarının kapılarını açar. Bir işyerinde insanları motive etmek, onların gönülden çalışmasını sağlamak için ne yapmak gerekir? İşverenler ne yaparlarsa, nasıl davranırlarsa, çalışanlar kendilerini işlerine adarlar?

motive

Çalışanlar Nasıl Motive Olur? 

Bir işyerinde insanları motive etmek, onların gönülden çalışmasını sağlamak için ne yapmak gerekir? İşverenler ne yaparlarsa, nasıl davranırlarsa, çalışanlar kendilerini işlerine adarlar?

Çalışanlarını motive etmeyi başaran bir şirket, bütün alanlarda başarının kapılarını açar. Çalışanların gönülden bağlı olarak çalıştıkları şirketlerde, müşteri sadakati de  verimlilik de kârlılık da artar. Çalışanların motive olduğu iş ortamları, bir bakışta fark edilecek kadar huzurludur.

Çoğu yönetici, parasal ve yasal haklarını verdiği takdirde, çalışanları memnun edeceğini ve onları şirkete bağlı kılacağını düşünür. Hatta, işverenler arasında, bir insan çalıştırıp o insana para ödemenin, ona iyilik yapmak olduğunu düşünenler bile vardır. Çoğu patron, çalışanlarının, ücretlerini tam zamanında ödediği,  sigortalarını yatırdığı, onlara yasal haklarını verdiği için övünür.

Oysa bu, sağlıksız bir düşüncedir. Bir işverenin bir insanı çalıştırması, bir alışveriştir: Çalışan, zamanını, bilgisini, deneyimini ve emeğini verir; işveren ise bunun karşılığı olan maddi ve yasal hakları verir. Bir çalışanla bir işveren arasındaki alışverişi, iyilik yapmak gibi bir mantığın içine oturtmak,  sağlıksız ilişkiler doğurur, iş huzurunu bozar.

Bir çalışanın kanunların belirlediği sürede çalışması, düzgün bir çalışma ortamına sahip olması, ücretini zamanında alması… “olmazsa olmaz” unsurlardır. Bunlar bir işyerinin sağlaması gereken asgari koşullardır. Nasıl bir hastanenin  hijyen koşullarını yerine getirmesi şartsa bunlar da bir iş ortamının “hijyen” koşullarıdır.

Hangi sektörde faaliyet gösterirse göstersin, her kademedeki çalışan bu asgari koşulları  daha işin başında hak eder. Şirketler bu koşulları sağladıkları zaman olağanüstü bir şey yapmış olmazlar; zaten yapmaları gerekeni yapmış olurlar.

Bir işyeri çalışanlara, yapmaya mecbur olduklarını yaptığı zaman, onların memnuniyetini ve sadakatini elde edemez. Nasıl ki bir hastaneyi hijyenik olduğu için tebrik etmiyorsak bir işvereni de çalışanlarının yasal haklarını verdiği için kutlamayız.

Maalesef Türkiye’de bu konu yeterince iyi anlaşılmış değildir. Şirket yönetimleri hala, asgari koşulları yerine getirdikleri takdirde, çalışanları motive edebileceklerini zannediyorlar. Bu nedenle Türkiye’deki şirketlerde, çalışanları motive etme konusunda, yanlış teşhis ve yanlış tedavi, çok yaygındır.

Türkiye’de çalışan memnuniyeti konularına eğilen şirketler, önce çalışan memnuniyeti araştırması yaptırıp çalışanların  memnuniyetsiz oldukları alanları saptarlar. Bu araştırmalar, şirketlerin birçok alandaki eksiklerini ortaya çıkarır. Şirket yönetimleri, bu araştırma sonuçlarına bakarak, öncelikle  o zamana kadar ihmal etmiş oldukları ama aslında çoktan çözmüş olmaları gereken konularda iyileştirmeler yaparlar. Hatırı sayılır paralar harcayarak, aydınlatma, havalandırma gibi sorunları çözerler; bilgisayar, printer gibi araç gereç takviyesi yaparlar; kafeterya, yemekhane, yemek kalitesi, servis imkanları, otopark, gibi konularda iyileştirmeler yaparlar. Çalışma saatlerinde ve ücretlerde uzun zamandır biriken sorunları çözerler.

Bütün bu iyileştirmeleri bir iki yıl gibi bir sürede gerçekleştirdikten sonra, yeniden bir araştırma yaptırarak, çalışan memnuniyetini ölçerler. Yönetimlerin beklentisi,  yaptıkları bütün bu iyileştirmeleri, çalışanların takdir etmesi ve şirkete bağlılıklarının artmış olmasıdır. Ama maalesef çoğu zaman, sonuç hiç de bekledikleri gibi çıkmaz. O kadar çabaya ve milyonlarca liralık yatırıma rağmen, genelde çalışanların memnuniyetlerinde hiçbir artış olmaz.

Çalışan memnuniyeti konusunda yaşanan bu hayal kırıklığı, Türkiye’de pek çok şirketin yaşadığı tipik bir hayal kırıklığıdır.

Gerçek şu ki, çalışanların memnuniyetsizliklerini gidermek, onları memnun etmez. Kulağa çelişkili gibi gelen bu ifadeyi, daha 1960’ların sonunda, Frederick Herzberg, Harvard Business dergisinde yazdığı makalede söylemişti. Memnuniyetsizliğin tersi memnuniyet değildir. Bir insanın memnuniyetsizliğini ortadan kaldırmak, onu memnun etmeye yetmez.

Bir şirketteki memnuniyetsizliklerin nedenleri şunlardır:

1. Gereksiz şirket kuralları,

2. Aşırı denetim,

3. Çalışma arkadaşları ve yöneticilerle ilişkilerdeki aksaklıklar,

4. Uygun olmayan çalışma koşulları,

5. Düşük ücret,

6. Çalışanın hak ettiği unvanı elde edememesi,

7. Çalışanın kendisini, iş güvencesi bakımından tedirgin hissetmesi.

Bir şirket, bu alanlarda iyileştirmeler yaparsa, çalışanların memnuniyetsizliklerini gidermiş olur. Bunlar bir şirkette olmasını istemediğimiz aksaklıklardır; bunların mutlaka iyileştirilmesi gerekir. Ama bu iyileştirmeler, çalışanları memnun etmeye hele onları şirkete bağlı kılmaya hiç mi hiç yetmez.

Sadece çalışma hayatında değil, hayatın her alanında bu durum geçerlidir. Zaten yapılması gereken, “olmazsa olmaz” diye tanımladığımız özellikleri yerine getirmek, bir insanı da, bir kurumu da itibarlı kılmaz. Biz insanlardan da, kurumlardan da daha fazlasını bekleriz.

Gerek özel hayatta gerekse iş dünyasında insanları motive eden, onları çalıştıkları kuruma bağlayan, “olmazsa olmaz” diye tanımlanan “hijyen” unsurlarının ötesindeki unsurlardır.

Çalışanları memnun etmek,  onları motive etmek, onların gönüllerini kazanmak için bir şirketin önce “olmazsa olmaz” koşulları eksiksiz  yerine getirmesi, sonra da bir insanı motive edecek konuların kendisine yoğunlaşması gerekir.

Bir şirketin çalışanları motive etmesi için yapması gerekenler şunlardır:

1.İnsanlar yaptıkları işte anlam bulmak isterler. İnsanlar, sadece para kazanmak için çalışmazlar. Yaptıkları işin, insanlara yararlı olmasını, onların  hayatlarına katkıda bulunmasını isterler. Kurumların ve şirketlerin, çalışanlara bu duyguları yaşatması gerekir.

2.Çalışanlar sorumluluk almak isterler: Her çalışan, kendisine söyleneni yapmak kadar, büyük resmi görüp inisiyatif kullanmak ister. Kendi sorumluluk alanında bağımsız karar aldığı sürece, çalıştığı yere bağlanır. Bunun için şirketlerin çalışanlara, kendi kararlarını alacakları, özgürlük alanları bırakması gerekir.  Sadece emir ve talimatları yerine getirerek çalışmaktan kimse motive olmaz.

3.İnsanlar ilerlemek isterler: Yaptıkları işi başardıkları ölçüde, daha fazla sorumluluk almak, daha fazla katkı yapmak isterler. Bunun için de etki alanlarının artacağı, başkalarını yönetecekleri konuma yükselmek isterler.

4.İnsanlar başarma duygusunu yaşamak isterler: İnsanlar şirketin başarısında kendi katkılarının olduğunu bilmek isterler. Başarılara ortak olmak, bu duyguyu yaşamak isterler. Şirketlerin, çalışanların kendilerini  başarıda pay sahibi olduklarını hissedecekleri çalışma ortamları kurmaları gerekir.  Herkesin bilgiye ulaştığı, kararlara çok sayıda insanın katıldığı,  birlikte soluk alıp veren bir şirket ortamı yaratmaları gerekir.

5.Sadece çalışma hayatında değil,  insanlar hayatın her alanında, iyi bir iş yaptıklarında, parasal ödülün yanı sıra, çoğu zaman takdir edilmek isterler. Takdir edilmek hepimiz için, hava kadar, su kadar vazgeçilmezdir.

6.İnsanlar öğrenmek, büyümek, olgunlaşmak isterler. İnsanlar sadece yaptıkları işi daha iyi yapmak için eğitilmek istemezler. Her çalışan, çalıştığı işin kendisine kalıcı bir katkı yapmasını ister. İnsanlar kendilerini geliştirerek daha olgun bir insana dönüşmek isterler.

Şirketlerin çalışanların nasıl motive olacakları konusunda akıllarını arıtması gerekir. Yönetimlerin “olmazsa olmaz” konularla, çalışanları motive eden konuları birbirinden ayrımaları gerekir. Hijyenik alanlara yapılan yatırımların şart olduğunu ama bunların çalışanları motive etmeye yetmeyeceğini bilmeleri gerekir.

İnsanların kendilerini işlerine adamalarını, şirkete bağlanmalarını hatta şirketin savunucu olmalarını isteyen her şirketin, insanları nelerin motive ettiğini çok iyi anlaması gerekir.

Çalışanlarını motive edebilen ve zamanla bu anlayış etrafında bir şirket kültürü yaratmayı başaran şirketler, eğer doğru bir iş modelleri varsa, kimsenin boy ölçüşemeyeceği bir rekabet üstünlüğü elde ederler.

 

 

Kaynak: www.temelaksoy.com

Gün boyunca konsantre olmanızı sağlamanın 8 yolu

Hepimizin odak sorunu yaşadığı günler olmuştur. Bazılarımız için ise bu günler pek de az sayılmaz.

Dikkat dağılımı, motivasyon eksikliği veya başka bir sebepten bile olsa sonucunda verimsiz bir çalışma ve başarısızlık geldiği maalesef kaçınılmaz bir gerçeklik.

Bundan kurtulmak için çok ekstrem şeyler denemenize gerek yok, Wall Street’in uyanık tiplerinin konsantre olmak için kullandıkları taktiklere de gerek yok. Daha iyisini deneyelim.

Çoklu iş olayını kısıtlamalısınız

Birden fazla işi bir arada yürütmek insanüstü bir çaba gerektirirken sonuçları pek de istenildiği gibi olmamaktadır. Stanford  Üniversitesi tarafından yapılan araştırma sonuçları birden fazla işi yürütmeye çalışanların diğerlerine oranla daha çabuk dikkatlerinin dağıldığını göstermektedir.

Meditasyon

Egzersizin mükemmel olduğu görüşü yaygındır. Buna bir de meditasyonu eklediğinizi düşünsenize! Meditasyonun sizlerin konsantrasyonu için etkili bir yol olduğunu düşünüyorum. North Carolina Üniversitesi tarafından yapılan araştırma da beni destekler nitelikte görünüyor. Günde ortalama 20 dakika meditasyon yapan bir insan zihinsel olarak çok daha iyi bir noktaya gelir.

Düzenli egzersiz

Düzenli egzersiz sadece vücut için değil aynı zamanda beyin sağlığı içinde çok faydalıdır. Özellikle hafızanın kapasitesi, konsantrasyon için çok faydalıdır.

Aralar verin

Youtube’da kedi videoları izlemiş olmalısınız. Evet, bu tarz şeyler verimliliğinizin artmasına katkıda bulunur.  İster bir kedi videosu olsun ister kısa bir yürüyüş veya bir kaç dakikalık göz kapama, dinlenme safhası, sizin toparlanmanıza ve daha kolay odaklanmanıza yarar.  1 saatlik bir çalışma için teste tabi tutulan 2 gruptan biri 1 saat içerisinde 2 kez ara alıyor, diğer grup ise ara vermeden çalışmayı bitirmeyi tercih ediyor. Sonuç olarak ara veren grup diğerine göre daha başarılı bir sonuç ortaya koymakta.

İşi  işte bırakın

Kendinizi iş ve sonrası diye ikiye bölmelisiniz. İş saatleri içerisinde çözemediğiniz bir sorununuz olmasına rağmen bunu gece boyunca takıntı haline getirip gecenizi berbat etmeniz sizin o sorunu çözeceğiniz anlamına gelmemektedir. Ayrıca bunu yaparak diğer güne de yorulmuş olarak başlayacağınızı unutmayınız. İşten çıktığınızda işi yerinde bırakmalı ve bunu bir ara olarak değerlendirmelisiniz.

Sessiz bir yer bulun

Uzmanlar korna sesi, çocuk çığlığı vb. gürültülerin insanları strese soktuğunu dile getirmektedir. Aşırı kortizol odaklanmamızı ve fonksiyonlarımızı düzgün bir şekilde kullanmamıza engel olur. Gürültünün seviyesi arttıkça vücudumuzun buna cevabı da o şekilde olumsuz olmaktadır.

Güzel bir uyku çekin

Odak sorunun temel sebeplerinden biri de uyku eksikliğidir. Verimli 7-8 saat uyku çeken birinin çekmeyene oranla kat kat verimli olması kaçınılmazdır.

Çevrim dışı çalışın

Çoğu zaman olmasa da internetin gerekmediği alanlarda interneti kesmeniz konsantrasyonunuzu bozabilecek bir kaç şeyden kurtulmanızı sağlayacaktır. Uzmanlar bir işi yaparken o sürenin yarısının sosyal ağlarda gezinmekle, mailleri kontrol etmekle geçtiğini belirtiyor.interneti kapatmanız gel-git yaşamanızı ve her defasında  odak sorunu yaşamanızı engelleyecektir.

 

Kaynak: sosyalmedya.co

Daha mutlu ve sağlıklı olmak için yapmanız gereken 3 rutin

Dünyanın neresine giderseniz gidin başarılı insanların yapmış oldukları bazı rutinler vardır. Dünyanın en başarılı 10 kişisine bile başarılarına en çok neyin katkıda bulunduğunu sorarsanız alacağınız cevap günlük rutinleri olacaktır. Alışkanlıklar ve rutinler insana müthiş geri dönüşler sağlar ve kişiye enerji verir.

Screenshot_2

Her gün yaptığınızda hayatınıza değer katacak bir rutinden bahsedelim:

1- Her gün 10-15 dk düşünme-taşınma süreci olsun

İnsanların çoğu geçmiş davranışları için düşünme gereği duymaz ve bu hareketlerin sonuçlarının hayatta ne gibi talepler doğuracağı kısmı ile ilgilenmez. Yoğun ve telaşlı günün içinde hayatı 10 dakika durdurup genel olarak düşünme aşamasına geçmeniz mükemmel bir şey olacaktır.

Bu süre içerisinde özellikle bu şey  ile kendinizi ilerletebilirsiniz:

  • Var olan problemler üzerine düşünmek
  • Hayatta sizi mutlu eden ve minnettar olduğunuz şeylere, kişilere karşılığını vermek
  • Bir takvim oluşturup bu düşünme sürecininin sizi ne kadar ileriye götürdüğünü takip etmek.

2- Sağlık ve sporu rutin haline getirin

İş performansının ve motivasyonun düştüğü dönmelerde insanlar genelde spor veya sağlık ile ilgili çeşitli yollara başvururlar. Ama ne spor ne de sağlık sadece belirli dönemlerde yapmanız gereken şeyler değildir. Günlük rutininiz olduğunda hayat kalitenizi ve iş performansınızı kat kat arttıracaktır.

Sürekli sağlıklı kalabilmek için çaba gösterir ve bunu başarırsanız işinizde aynı şekilde sağlıklı olur ve o şekilde ilerler. Sağlığınıza dikkat edip günlük egzersizlerinizi yaparsanız daha güçlü olur ve daha iyi hissedersiniz. Performansınız, özgüveninizin kat kat artmasına yardımcı olur.

3- Büyümek için özel bir zaman ayırın

Hayat bir spor oyunu gibidir. Yaptığınız her hareketin bir amacı olmalıdır. Bazen gol atmak için baskı kurmanız gerekirken bazen ise gol yememek için sağlam bir defans yapmanız gerekir. Büyüme sağlayabilmek için bu tür zamanlamalara dikkat etmek gerekir. Başarılı insanlar ne yaptıklarıyla ilgili kararlar vermek, planlamalar yapmak için kendilerine özel bir zaman dilimi ayarlarlar.

Kaç yaşında olduğunuzun önemi olmaksızın, nefes aldığınız sürece başaracağınız şeyler var demektir. Olacağınız, yapacağınız, vereceğiniz ve alacağınız şeyler olacaktır.

Bu 3 konuda yapacağınız rutinler sizi mükemmele yakın biri haline getirecek ve hayatınızdan daha çok keyif almanıza yardımcı olacaktır. Hem iş hayatınızda hem de özel hayatınızda daha mutlu ve başarılı olmanız dileğiyle…

 

Kaynak: sosyalmedya.co

Yeni haftaya nasıl dinamik başlanır?

Pazartesi sendromu efsanesine karşı çaresiz olduğunuzu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz… Uykudan kalktığınızda takındığınız aksi tavırlardan herkes muzdarip, inanın! Bu zombi etkisini ortadan kaldırıp haftanın ilk gününe mükemmel bir şekilde başlamanın yolu var… 

mutlu-çalışan

Pazartesi sendromu da neymiş? 

Uykusuzluk sizi canavara dönüştürmesin! Uykudan kalktığınızda takındığınız aksi tavırlardan herkes muzdarip, inanın! Bu zombi etkisini ortadan kaldırıp haftanın ilk gününe mükemmel bir şekilde başlamanın yolu var…

Haberiniz yoksa diye söyleyelim, herkesin O uykuya ihtiyacı var! Gece yarılarına kadar en sevdiği filmi izleyenlerin bileceği gibi uyandığınızda yenilenmiş olmak için 7 ila 9 saat uyumanız gerek. Bundan daha azı sizi sinirli, aksi, dalgın ve yorgun yapabilir. Yapılan yeni bir araştırmanın sonuçları gösterdi ki sadece uykusuz geçen bir gece bile iş yerindeki performansınızın düşmesine, egzersiz rutininizin yoldan çıkmasına, hatta ilişkilerinizin çatırdamasına bile neden olabilir. Ancak siz, yorgun gözler, endişelenmenize hiç gerek yok. Siz uykusuz kaldığınızda tam olarak neleriniz zarar görüyor, bu problemlerin üstesinden nasıl gelebilir ve dinç hissedebilirsiniz araştırdık.

Uykusuzluk kilo aldırır!

Uykusuz tek bir gece bu üç hormonun dengesini bozuyor: Ghrelin (yağ yapıcı ve şekerli yiyecekler istemenize neden olur), leptin (ne kadar yediğinizi belirler) ve kortizol (vücudunuza iç organlardaki yağ dokusunda artmaya neden olur).

Yapmanız gereken

Pastırma, yumurta, peynirli sandviç ya da çikolatalı kek gibi şeyleri canımızın istemesi ne kadar kolay olsa da onların da bir geri dönüşü var. Yağ yapıcı yiyeceklerin sindirilmesi için yüksek miktarda enerji gerekir ve bu besinler sizi daha tembel bir hale getirir. Tatlılar ve işlenmiş karbonhidratlar ise kan şekeri ve enerji seviyelerinizin çok hızlı artıp düşmesine neden olur.

Karbonhidrat ve proteinin doğru bir karışımı olarak en iyi seçenek:
– Kahvaltı için yulaf ezmesi ve bir elma
– Öğle yemeği için tam buğday ekmeği, ızgara tavuk ile salata
– Atıştırmalık olarak bir muz ile iki yemek kaşığı fıstık ezmesi
– Akşam yemeği için somon, esmer pirinç pilavı ve yeşil sebzeler

Sporu ihmal etmeyin!

Uykusuz geçen bir geceden sonra egzersiz vakti geldiğinde hayali bir “Ertele” tuşuna basarak sporu es geçiyor olabilirsiniz. Halbuki egzersiz yapmak daha iyi uyumanızı sağlar ve sporunuzu kolaylıkla yapabilirsiniz.

Yapmanız gereken

Uykusuzluktan yerlerde sürünüyor olsanız bile bir şeyler yapmanız gerek. Kendinize sadece 15 dakika egzersiz yapacağınızı söyleyin. Uykulu olduğunuz zamanlarda her zamanki egzersiz rutininizi uygulamayın. Yaptığınız egzersizin şiddetini ve süresini azaltın.

İş yerinde veriminizi kaybetmeyin!

Çok yorgun olduğunuz günlerde o günün bir türlü geçmediğini fark ettiniz mi? Halbuki uyuduğunuz zaman bu beyin hücreleri de yenileniyor, bu yüzden ertesi gün işlevinizi tam olarak yerine getirebiliyorsunuz. Ancak bu süreci kısa kestiğiniz veya engellediğiniz zaman performansınız zarar görmüş oluyor.

Yapmanız gereken

Öğle aranız geldiğinde arabanızda 10 veya 20 dakika kadar kestirmek, uykusuzluğun yol açacağı problemleri önlemek ve konsantrasyonunuzu geri kazanmak için ideal.
Eğer işe arabayla gitmiyorsanız (ve tuvalette uyumak bir seçenek değilse), yapabileceğiniz en iyi şey günlük işlerinizi vücudunuzun günlük ritmine göre ayarlamak olacaktır. Yaratıcılık veya beyin fırtınası yapmayı gerektiren işlerinizi sabah saatlerine, yani en dikkatli olduğunuz saatlere alın. Yapmanız gereken diğer rutin işleri ise (uykunuzda bile yapabilecekleriniz) saat 15.00’ten sonrasına, yani enerjinizin düşüşe geçtiği saatlerde yapabilirsiniz.

İlişkiniz bozulmasın!

Uykusuzluk sizi Medusa’ya dönüştürebilir. Uykusuz çiftlerin ertesi gün eşlerinin değerini bilmemesi ve onlara davranışlarında bir soğukluk olmasına da şaşmamak gerek. İnsanlar garantiye alınmış gibi hissettikleri zaman sinirlenir ve fedakarlık yapmaktan vazgeçerler. Bu, normalde sevgi dolu olan bir ilişkide gücenmelerin başlamasına neden olur.”

Yapmanız gereken

Negatife odaklanma eğiliminizi azaltın. İnce davranışları fark etmeyi uykusuz olduğunuz zamanlarda amaç haline getirin. Örneğin, eşiniz veya sevgilinizin size kahve getirmesi ya da büyük toplantınızdan önce sizi arayıp iyi şanslar dilemesi gibi. Siz pozitife odaklandıkça daha çok pozitif şeyler bulacaksınız ve partnerinize daha çok değer verebileceksiniz. Önce uykunuzu alın, ağır konuları ondan sonra halledin.

Yanlış karar vermeyin!

Bitkin olduğunuzda omzunuzdaki iyilik meleği de bitkin olduğundan şeytan dizginleri ele geçirir. Uykusuzluk çekenlerin oto kontrol seviyesi düşüyor. Böylece daha büyük riskler alıyor ve tehlikeden çok ödüle odaklanıyor. Bu yüzden de yanlış kararlar almalarının ihtimali yükseliyor.

Yapmanız gereken

Yürüyüşe çıkın ve biraz düşünün. Kendinize ne yapacağınızı ve yapmayacağınızı ve bunların nedenini söyleyin. Böylece amaçlarınıza bağlı kalmış olacaksınız. Bunların yanı sıra arkadaşların da gerektiği zaman oto kontrolünüzde etkili olduğunu unutmayın. Son olarak, kendinize sorun: Yarın bu yaptığınızdan pişmanlık duyacak mısınız? Eğer aldığınız cevap “Evet” ise üstüne bir uyku çekmekte yarar olabilir.

 

Kaynak: http://www.benimgibi.com

Türkiye’nin ilk ve tek Survivor temalı aktivite parkuru

Türkiye'nin ilk Survivor temalı aktivite parkuru
Türkiye’nin ilk Survivor temalı aktivite parkuru

Outdoor aktivite, kurumsal eğitim, takım ruhu ve motivasyon merkezimiz Outdoor Parkur yeni sezon için hazır!

Yeni parkur etapları, benzersiz oyunları,100 kişilik mini amfi tiyatrosu,Türkiye’nin ilk özel vagonet hattı Pompalı Drezin ve daha pek çok yenilikçi ve yaratıcı aktiviteler sizleri bekliyor!

Teambuilding odaklı ve TeamPark konseptli olarak tasarlanan Parkur, yeme-içme alanları hariç 5 dönüm arazi üzerine kuruludur ve aynı anda 300 kişiye kadar aktivite yapma imkanı sunabilmektedir.

Village Park Resort & SPA’nın outdoor etkinlik alanları ve toplantı salonlarını da organizasyonlarınızda ek olarak kullanabilirsiniz.
Çok sayıda sabit takım oyunları ve eğitim aktiviteleri dışında, beklentilerinize uygun onlarca demonte oyun da depomuzda ve sandıklarımızda sizi bekliyor.

Her sene yenilenecek alternatif aktiviteler ve bizi de heyecanlandıran yeni fikirler ise dosyalarımızda sırasını bekliyor.
Zaman yönetimi, Sınırlı kaynak kullanımı, Trustbuilding, Stres altında başarı, Yardımlaşma ve Ekip ruhu gibi çok sayıda başlık altında, iş dünyasının küçük ve eğlenceli simülasyonlarını yemyeşil bir doğa içinde yaşayacaksınız.

Takım çalışması ve macera dolu bir deneyim için, sizleri keşif ziyaretine bekliyoruz!

Detaylı bilgi için www.outdoorparkur.com adresini ziyaret edebilirsiniz.

Büyükada: İstanbul’a yakın başka bir İstanbul

Buyukada

Adalar’ın en büyüğü adı üzerinde Büyükada. Kışın kendisine ve halkına sakladığı tüm güzellikleri bahar ayları gelince ziyaretçilerine sunmaya başlar.

Yapılacak ve görülecek o kadar alternatif sunar ki; sadece 5,5 km2 bir alanda bu kadar çeşitliliğin olabileceğini hayal edemezsiniz önce. Dil Burnu ve hemen iki yanındaki Yörük Ali ve Nizam Plajları, Luna Park, Aşıklar, Viranbağ kır gazinoları, korulukları, biri iskeleden başlayıp adanın tüm çevresini dolaşan büyük tur, diğeri Araba Meydanı’ndan başlayıp Dil’den, Aşıklar Kır Gazinosu’ndan Lunapark’a oradan da Maden’e geçerek binildiği noktaya dönülen küçük tur olmak üzere fayton turları, Luna Park meydanındaki süslü eşeklerle yapılan geziler Büyükada gezilerinin başlıca eğlenceleridir. Meşhur Hristos tepesi ve manastırı, dünyanın en büyük ahşap monoblok yapısı olan Rum yetimhanesi, tüm dileklerinizi gerçekleştireceğine inanılan Aya Yorgi Kilisesi, Reşat Nuri Güntekin’in evi, tarihi yalıları ve köşkleriyle bitmeyen bir tarih sunuyor Büyükada.

Son yıllarda toplantı ve etkinlikler için oldukça gözde bir destinasyon olan Büyükada için, HTC Events olarak renkli ve keyifli aktiviteler oluşturduk. İstanbul’a yakın olması, oldukça çeşitli otel seçenekleri, restoranları ve kır alanlarıyla her türlü etkinliğinize ev sahipliği yapabilecek bu destinasyona özel sunduğumuz aktivitelerimiz:

  • Hazine Avı
  • Orienteering
  • Rota: Zor Görev
  • Yelken Eğitimi
  • Yemekli Boğaz Turları
  • Ve çok daha fazlası için bize ulaşınız.

 

 

 

KURUM İÇİ İLETİŞİM DİYE BİR DEPARTMAN VAR…

Doğan TV İnsan Kaynakları Grup Başkanı Yasemin Merih Alparslan’ın, 08.09.2014 Pazartesi tarihli CnnTurk.com portalında yayınlanan makalesinden alıntıdır.

Artık devir değişti!

Eski dönemlerdeki üretim odaklı çalışma şekli artık çalışanlarını düşünen insan odaklı bir anlayışa yerini devretti. Eğer bir işveren en başarılı şirketler arasında yer almak istiyorsa odağına insanı koymak zorunda! Bu odak ise çalışan bağlılığı, motivasyon, iletişim ve performans yönetimi gibi kriterlerden geçiyor.

Başarıya ulaşmak için öncelikle şirketin, çalışanlarını bu başarıya birlikte ulaşacaklarına inandırması gerekiyor. Kişiler, “Biz şirketimizle bütünüz ve bize değer verildiğini hissediyoruz” duygusunu yaşamalı. Peki ama nasıl? İşte bu noktada iletişim devreye giriyor.

Çalışanların hem kendi aralarında hem de yöneticilerle en üst seviyede iletişim halinde olduğu, aileleriyle geçirdikleri vakitten çok daha fazlasını beraber geçirdikleri iş arkadaşlarıyla gerçekten aile gibi hissedebildikleri bir ortam, memnuniyet ve motivasyonu arttıracaktır.

Artık şirketler, kurumdaki çalışanların artan iletişimlerinin şirkette yarattığı katma değerin farkında olup bu alanda ayrı bir “kurum içi iletişim”departmanı oluşturmaktalar. Bu bölüm, çalışanlara değerli olduklarını hissettirmek ve bağlılıklarını arttırmak için çeşitli projeler üretiyor.

Aslında kurum içi iletişim kavramı; 1940’lı yıllarda “çalışanları eğlendirme”, 50’lerde “çalışanları bilgilendirme”, 60’larda “çalışanları ikna etme”, 70 ve 80’lerde “açık iletişim”, 90’ larda “çalışan memnuniyeti” tanımlarıyla karşımıza çıktı. 2000’li yıllardan sonra intranetin (şirket içi ağ) hayatımıza girmesi ile, çalışanların paylaşımda bulunabilecekleri, katılım gösterebilecekleri, öneride bulunabilcekleri bir ortam haline dönüşmeye başladı. Bugün gelinen noktada şirketler, artık iç iletişim birimleri oluşturarak, tüm bu çalışmaları bu departman altında yapılandırıyorlar.

Türkiye’deki şirketlerde kurum içi iletişim uygulamaları nasıl mı?

Bu konunun önemine inanan şirketler yılda en az bir defa tepe yönetim ile çalışanların bir araya geldiği bir buluşma gerçekleşiyor. Genellikle şirketlerin CEOları her ay, o ay doğum günü olan çalışanlarla veya katılmak isteyen kişilerle bir araya gelip “Sohbet Toplantıları “ gerçekleştiriyor. Bu buluşmalarda yönetim ile çalışan arasındaki kopuklukların ortadan kaldırılması ve çalışanların şirket ile ilgili stratejileri, güncel durumu, yeni projeleri en birinci ağızdan duymaları amaçlanıyor. Böylece şirketin hedeflerinin, çalışanlar tarafından kendi hedefleri olarak benimsenmesinde yardımcı oluyor.

Bu şirketlerde mutlaka “Sosyal Aktivite Grubu” oluşturuluyor ve çalışanlardan oluşan bu grup her yıl değişik aktiviteler düzenliyor. Dışarıdan merak uyandıran konukların ağırlandığı “Özel Buluşmalar” ile “Birbirimizden Öğreniyoruz” adıyla çalışanların kendi deneyimlerini paylaştıkları özel oturumları çalışanlarına sunuyorlar. Mutlaka “İşte Buna Ödül Verilir” gibi isimlerle duyurdukları çalışanları ödüllendirme sistemlerini uyguluyor; süreç iyileştirme ve müşteri memnuniyeti arttırma, ürün geliştirme gibi değişik fikirlerin değerlendirildiği “Bir Fikrim Var!” gibi çok çeşitli projeler gerçekleştiriyorlar. Hem kendi içlerinde hem de grup şirketler arasındaki iletişim ağını kuvvetlendirmek adına “Şirkete özgü Youtube” sayılabilecek video paylaşım platformu bulunan şirketler bile var. Bir diğer örnek ise intranet uygulamaları ve periyodik olarak iletişim dergisi yayınlamaları. Şirketin başarıları, bilgilendirmeleri, projeleri bu kanalla çalışanlara ulaştırılıyor. Tüm bu projelerle çalışanların bulundukları ortamdan zevk almalarını sağlıyorlar.

Ayrıca kurum iç iletişim çalışmaları içerisinde gerçekleştirilen gönüllülük aktiviteleri ile; çalışanlar hem kurum adına ortak bir amaç için emek harcayıp hem de şirketin farklı bölümlerinde çalışanlar birlikte vakit geçirerek iletişimlerini kuvvetlendirmiş oluyorlar.

Türkiye’de daha çok yol katedilmesi noktasında, kurum içindeki çalışanların birbirleriyle iletişimlerinin gelişmesinin şirketlere olumlu getirileri olacağına inanan Türkiye Halkla İlişkiler Derneği her sene “Altın Pusula” adını verdiği bir ödül töreni düzenliyor. Bu ödül törenindeki kategorilerden bir tanesi de en iyi kurum içi iletişimi sağlayan şirketler arasında gerçekleşiyor. Bu kategoride 2013 yılında ödül alan Türk Havayolları Şirketi’nin “Uçak Giydirme” projesi oldukça etkileyiciydi. THY, Boeing 737-800 uçağını çalışanlarına ait 17 bin fotoğrafla kapladı ve dev bir törenle tanıttı. Bu sayede çalışanlarına başarının asıl sahibinin kendileri olduğunu vurgulayan bir teşekkür etmiş oldu ve kendilerini değerli hissetmelerini sağladı.

Peki siz kendi şirketinizden ne isterdiniz?

TAKIM ROLLERİNDE BELBIN METODOLOJİSİ

“En önemli şey kendinizi tanımaktır, sonrası zaten açık ve nettir”
Meredith Belbin

belbin-takim-rolleriBazı takımların neden sorunsuz bir şekilde çalıştığını bazılarının ise neden kendi içlerindeki çatışmadan dolayı yüksek potansiyele sahip kişilere sahip olsa da bir türlü istenilen başarıyı elde edemediğini deneyimlediniz mi ? İşler istenildiği gibi gitmediği takdirde bu durumun gerçekleştirilmesi gereken proje ve bu iş ile uğraşan kişiler üzerinde şüphesiz büyük etkisi vardır.

1970’li yıllarda Dr. Meredith Belbin ve araştırma ekibi Henley Management College’de oluşturulan yönetim takımlarını gözlemleyerek bu takımlar arasındaki farklılıkların nerden ve nasıl kaynaklandığını bulmaya çalıştılar. Buradaki amaç takım içerisindeki dinamikleri kontrol ederek oluşabilecek problemleri önceden farkına varıp bunları önlemeye çalışmaktı.

9 seneye yayılan bir süre içerisinde uluslararası bir çerçevede farklı yönetim takımları gözlemlendi. Her katılımcı bir dizi psikometrik testlerden geçtikten sonra kişilik ve davranışın takımlar üzerindeki etkileri doğru bir şekilde ölçümlendi. Bu çalışmalar esnasında kişilerin ana karakter özellikleri, zihinsel çalışma tarzları ve davranışsal özellikleri değerlendirildi.

Araştırma ilerledikçe takım içindeki başarı ve başarısızlık arasındaki farkın yüksek bir zekaya veya deneyime sahip olmaktan değil, daha ziyade ortaya koyduğumuz davranışlar üzerine kurulu olduğu anlaşıldı. Araştırma ekibi birbirinden farklı davranış kümelerini inceleyerek bunların takıma olan farklı katkılarından yola çıkarak “Takım Rollerini” oluşturdu.

Dr. Meredith Belbin takım rollerini şu şekilde açıklar;
Takım içerisindeki davranışsal tutumlarımızı, takıma sağladığımız katkıyı ve diğerleriyle ilişki kurma eğilimimizi tanımlar.

Farklı kişiler farklı Takım Rollerini değişen ölçülerde sergilerler.

Takım rollerine göz atacak olursak;

Belbin Takım Rolleri

  • Hareket odaklı roller – İtici Güç, Uygulamacı, ve Mükemmeliyetçi
  • İnsan odaklı roller – Orkestra Şefi, Takım Oyuncusu ve Girişken
  • Düşünce odaklı roller – Mucit, Analist ve Uzman

Her takım rolünün belirleyici güçlü yönleri ve muhtemel gelişim alanları ve herbirinin takıma önemli bir katkısı vardır.

Mevcut işiniz sizde bulunmayan bir takım rolüne sahip olmanızı gerektiriyorsa önerimiz sizin takıma olan katkınızı/ takım rolünüzü tamamlayan kişilerle birlikte çalışmanızdır. Kişilerin birden fazla tercih ettiği takım rolü olduğu için 4 kişilik bir takım kolaylıkla Belbin takım Rollerindeki tüm 9 rolü temsil edebilir.

Özünde baktığımızda Belbin’in amacı kişisel farklılıkları en doğru şekilde değerlendirmektir. Hepimizin takıma sağlayacağı katkı kendine özgü ve değerlidir. Önemli olan bunu ortaya çıkararak potansiyelimizden en etkin şekilde yararlanabilmektir.

TEAM BUILDING AWAY-DAY

away-day-2012Durmaksızın çalan telefonlar, bölünen toplantılar ve gelen kutusunda üstüste biriken emailler, hem performansınızı düşürür, hem de vaktinizden çalar. Sonuç: aceleye getirilmiş kararlar, gerçekçi olmayan beklentiler, enerji ve motivasyon kaybı!

İyi planlanmış bir away-day etkinliğinin size sağlayacağı avantajlar ise:
– Motivasyonu yüksek ekipler
– Ortak hedeflerin daha net algılanması
– Gelecek döneme yönelik bilgi güncellemesi
– Daha verimli performans için yeni fikirler üretilmesi
– Görev ve sorumlulukların daha iyi tanımlanması
– Ekip üyelerinin davranış ve kişisel farklılıklarının benimsenmesi, takdir edilmesi
– Ekip üyelerinin birbirine karşı güven duygusunun artması
– Sonu olmayan, dosyalanıp bir kenara kaldırılan flipchart notları yerine kısa ve öz ifadelerin kullanılması
– Düşünmek ve yeni fikirler geliştirebilmek için ofis ortamından uzaklaşmak
– Aidiyet duygusu ve takım ruhunun harekete geçirilmesi

Böyle bir günün işten uzak ve daha verimli gerçekleştirilebilmesi için, planlama ve lojistiğin takımın dışında bir kişi tarafından gerçekleştirilmesini tavsiye ediyoruz. Ajans kullanmak bu noktada size yeni bir perspektif kazandıracak, enerji ve motivasyonunuzu yükseltecek taze fikirler sağlayacaktır.

Güçlü ekipler yaratan güçlü bir ekibiz!